HÜKMÜ OLMAYAN BİR AŞKIN,
BAHRİN TADINDA SEVİ AĞIRLIĞI…
( II )
"İnsanlar genelde yaşamları değersizleşince
Ona bir son vermeye kalkışırlar. Sen ise yaşamın
çok değerli olduğunu düşündüğünde
ölümü
kendine anımsatma ihtiyacını duyuyorsun," dedi doktor.
Lusifer'in Lambası
Diren Yardımlı
Bazen kötü bir barınak gibidir hükümsüz aşklar… Hani içinde durmak bir dert dışarıda durmak ayrı bir dert. İçine girsen boğulur, dışına çıksan yutulursun zamansız yağmurların baskınında. İstanbul kadar kocaman olur yalnızlığın. Koskoca bir yalnızlık, ruhsuzluk ama asla şekilsizlik değil. Bir serçe kuşunun kanadı kırık çırpınışıdır... Mavimtırak bir gülümseme.. Sarı bir duruştur uzaktan uzağa.. Yemyeşil bir bakış da olur bazı bazı gönüllerde.
Bazen kazançlı bir rüya gibidir hükümsüz aşklar.. Gerçekleşmese bile mutluluk veren, hafif tebessüm uyandıran. Hayır dilekleriyle dolu bir sabah, Pazartesi kadar dirençli Cuma kadar yorgun.. Geceden sabaha kadar damlayan musluktan sızan damlalar, yahut sabaha kadar ağlamalar, gözyaşları.. Benzerlik yok biliyorum.
Sevecen bir mırıldanmayla başlayıp, sevgi dolu bir yumruk halini aldığı zamanlar da olur. Densiz bir alışkanlığa büründüğünde kaybettirici, süfli bir bağnazlığa dönüştüğünde kaygı vericidir, hükümsüz aşklar .. Billurdan bir ışık gibi süzülüverir karanlığın yüreğine. Buhurdana anlam katan bir tütsüye dönüşür bazen.
Kendisi küçük özü büyüktür çoğu zaman. O olmadan hiçbir şey olmaz gibi. Hani yoğurt yapmanın ön koşulu biraz yoğurt sahibi olmaktır ya, maya olarak kullanmak için. İşte, öyle bir özellik. Minik kutucuklara sığan hükümsüz ehliyetlere, zayi hüviyet cüzdanlarına benzemez hiçbir zaman. İlk sahibinden satılık olarak da bulamazsınız. Az kullanılmış, çok kullanılmış sormak kimsenin haddine değil.
Yaptım, yaptın, yaptık… Yaptıklarının cürümünü ödemeye hazır olmalı insan... Lakin hazır olan bulunmaz. Kızıl bir ufuk beklentisine düştüğün yerde, eline tutuşturulan beyaza sarmalanmış buket şeklindedir AŞŞŞKK ‘ ın bu türü. Cevapsız bir mektup olmak ne kadar manidar değil mi?
Ey beğenileri zengin, yaşamları fukara insanlar:
Sakın üzülmeyin zira hayatın kendisi de garip elbette.
Hükümsüz aşk dedim anlattım. Aşk dedim, onu da anlattım. Sensizliğin gadrine uğramanın ne demek olduğunu yoklamak için, geceye uzanıyor ellerim.. Uzandıkça ellerim geceye, bir parıltı görünüyor ellerimde, sen düşüyorsun avuçlarıma. Sen kokuyorsun. Siluetin düşüyor yüreğimin ortasına. Korkuyorum…
Sana korkularımı vermek, gülü dikeniyle birlikte sunmak, tabuları tabutlamak, defnetmek... Aslında bir düşten öte değil. Gerçeklikle gerçekler arasında bir yudumluk sevda, bir atımlık kurşun, bir anlık paye kalmıştır. Karanlığa hükmetmek mümkün değilse bile, şikâyet etmeyeceksin karanlıktan.
Acımasız bir karanlıkta korkunç sesler duymamalısın. Şayet karanlığın sesini hissediyorsan bil ki özlemiş ve de özlenmişsin. Karanlıklarda mısın? Biliyorum duymadın ama yine biliyorum ki duysan cevabın evet olacaktı. Benim de evetli bir cevabım aydınlık bir umudum, karanfil tutan ellerim var. Özlemek; bayatlamış ellerle bir tutam karanfili özlediğine bir diyardan bir diyara uzatabilmek cesareti değil midir? Hadi durma tut elimdeki karanfili. O YALNIZ SENİN…
Sözün bittiği yerde değilim. Söz yeni başladı. Kelimeler cümbüşte. Ağlıyorum usulca. Yalnızlığım sana ait, ağlamalarım bana. Feryatlarım dizi kanamış bir çocuğunki kadar içten, yalnızlığım bir deryada kaderine terkedilmiş bir sandal kadar harap, dostluklarımsa, varlığın kadar gerçek. Dostluğumuz varlığımız kadar sahi, umudumuz kadar güvenilir, yarınımız kadar dolu.
Sorma bana... Sorgulama beni… Yargılama beni… Bu hükümsüz aşka dair delillerin karartılma ihtimali yok. Suçu ispatlanıncaya kadar, her zanlı masumdur. Benimkinin ispatı ayan beyan ortadadır. Delil aramaya gerek yok. Ben itiraf ediyorum.. Evet, hükümsüz aşkla bir arada görülen benim. Ses kaydı, görüntü kaydı, gönül kaydı hepsi doğru. Bu hükümsüz aşka nasıl bir hüküm giydirilmeli?!
Bodoslama düşlerden hayta bir yalnızlık mı kotarılmalı, umudun yeşerdiği yerde. Silinti bir gece buluntu bir umut gibi... Gözlerine deniz çizsem ben boğulurum. Çizmesem sen kuruyorsun... Bu nasıl bir sanrıdır... Çobanyıldızı’nı yoldan çıkarma telaşı ya da uğraşısı nedir? Çobanyıldızı’na yazgı belirlemek mi gerek... Yıldızları deniz kıyılarında yürütebilmenin koşuludur, sevgiyle el ele tutuşmak. Solgun çiçeklere hayat vermek, kokularını ve itibarlarını iade etmek bambaşka bir sadakat konusudur elbette.
Güneşe doğru yürüyebilmenin yolu, yüzünü güneşe dönerken denizden esinti araklamak değil midir? Başka kim güneşe doğru yürür. Kim göze alır. Kim hükümsüz aşkın dehlizlerinde yalpalamadan koşabilir.
Ey “Hükümsüz Aşk” ın ta kendisi:
Şunu bil ki;
Gökyüzünün mavisi ne kadar gerçekse ve ne kadar hayata dairse sen de o kadar gerçek ve bir o kadar da hayatın içindensin.
Yaşamın bir anne şefkatiyle başımı okşadığını, görünmeyen bir elin yüreğimin en ulaşılmaz yerine bu zümrüt rengi duyguyu koyduğu andan beri, yaptıklarımın sorumluluğunu almıyorum.
Hakka yürüyen üstadı anmadan geçmek olur mu? Elbette son söz onun..
………………………………. Bütün bunların üstüne |
MEHMET KIZILAY
8 TEMMUZ 2008/ İSTANBUL
« Önceki :: Sonraki »